AYM Kararının Ardından Rektör Atamaları İçin Yeni Dönem Başlıyor: TBMM’ye Çağrı ve Reform Beklentisi
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) üniversite rektör atamalarına dair verdiği 482 sayfalık kapsamlı iptal kararı, Türkiye’de yükseköğretim sistemi adına önemli bir dönüm noktasını beraberinde getirdi. Karar, özellikle 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin (PBDBY) getirdiği rektör atama düzenlemelerine ilişkin ciddi bir meşruluk sorgulaması içeriyor. Ancak karar, yürürlüğün durdurulmasını içermediği için “kısmi iptal” statüsünde ve bu haliyle yasal düzenleme için bir yıllık süre tanıyor.
Kaboğlu: Demokrasi Yalnızca Seçimle Olmaz
İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, AYM kararının yalnızca üniversite yapıları açısından değil, demokratik devlet kavramı açısından da bir uyarı niteliğinde olduğunu ifade etti. Prof. Kaboğlu, “Demokratik devlet yalnızca cumhurbaşkanının ya da milletvekillerinin seçimle gelmesiyle sınırlı değildir. Üniversiteler, barolar ve yerel yönetimler de bu yapının temel unsurlarıdır,” diyerek rektörlük seçimlerinin yeniden üniversitelere bırakılması gerektiğini vurguladı.
Rektör ve ÜAK üyelerinin atamalarının doğrudan ya da dolaylı biçimde seçimle belirlenmesinin hukuk devleti gereği olduğunu belirten Kaboğlu, bu konuda TBMM’de temsil edilen tüm muhalefet partilerine yasa teklifi hazırlamaları çağrısında bulundu.
Boğaziçi Örneği: Akademik Direniş ve Uluslararası Desteğin Önemi
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Bilgiç de AYM kararının bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. “Boğaziçi Üniversitesi örneği, bu konuda kamuoyunun ve akademik dünyanın ne kadar hassas olduğunu gösterdi,” diyen Bilgiç, son yıllarda üniversitede yaşanan gelişmelerin sadece iç kamuoyunda değil, Avrupa üniversiteler platformlarında da dikkat çektiğini belirtti.
Bilgiç, Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (EUA), Türkiye’de rektör atama sürecinin üniversitelerin dışında gelişen nadir örneklerden biri olduğunu vurguladığını, bu sürecin yeniden düzenlenmesi halinde teknik destek sağlamaya hazır olduklarını ilettiğini aktardı. Ağustos 2025’te yapılacak Boğaziçi Üniversitesi rektör atamasının, Türkiye'nin yükseköğretimdeki rotasını da belirleyeceği ifade edildi.
1992-2016 Arası Model: Üniversite Seçer, YÖK Süzgeçten Geçirir, Cumhurbaşkanı Atar
Rektör atamaları sürecindeki değişimlere değinen uzmanlar, 1992’den 2016’ya kadar geçerli olan sistemin, üniversite içi demokrasiye daha uygun olduğunu belirtiyor. Bu sistemde, öğretim üyeleri adayları belirliyor, YÖK ise bu adaylardan üç kişilik bir liste oluşturarak Cumhurbaşkanı'na sunuyordu. 2016’da bu sistem kaldırıldı ve öğretim üyelerinin aday belirleme hakkı ortadan kaldırıldı.
703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2018’de yapılan düzenlemeyle üniversiteler ve YÖK’ün rektör atamadaki etkisi tamamen kaldırıldı. Artık tüm yetki Cumhurbaşkanı’na geçti. Ancak AYM bu sistemin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti.
AYM: Yasa Değişikliği İçin 12 Ay Süre Tanındı
AYM kararında, mevcut düzenlemenin 12 ay içinde yeniden yasal zemine oturtulması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda, TBMM’nin en geç 2025 Nisan ayına kadar yeni bir düzenleme yapması bekleniyor. Aksi halde rektörlük atamaları için hukuki zemin ortadan kalkabilir.
AYM ayrıca, Üniversitelerarası Kurul’un (ÜAK) cumhurbaşkanınca doğrudan atanmasının da iptaline karar verdi. Bu, üniversiteler arası denge ve temsil ilkesi açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Yasa Yapıcılar İçin Kritik Çağrı
Uzmanlar, TBMM’ye çağrıda bulunarak bu kritik süreçte siyasi görüş farkı gözetmeksizin ortak bir zeminde buluşulması gerektiğini ifade ediyor. “Çeşitlilik içinde birlik” ilkesi temel alınarak üniversite özerkliğini sağlayacak, şeffaf, liyakat temelli bir rektör atama sistemi oluşturulması gerektiği vurgulanıyor.
Akademik Dünyada Beklenti: Evrensel Normlara Uygun Atama Süreci
AYM’nin kararı yalnızca bir iptal değil, aynı zamanda Türk üniversitelerinin Avrupa ile entegrasyon süreci açısından da bir sinyal olarak değerlendiriliyor. Akademisyenler, Avrupa Yükseköğretim Alanı'na uyumlu, yönetişim odaklı, katılımcı bir sistemin geliştirilmesini bekliyor.
Yasama organının bu fırsatı değerlendirmesi, yalnızca akademik özerklik değil, Türkiye’nin demokratikleşme süreci açısından da büyük önem taşıyor. Tüm gözler, bu nedenle önümüzdeki aylarda TBMM’de yapılacak yasal düzenlemelere çevrilmiş durumda.